Karanlık Oda 2

İlk yazıda karanlık odanın film yıkama kısmından bahsetmiştim, bugün de baskı yapmaktan bahsedicem. Şimdi geldim, çok çok keyifli bişi, çok hoşuma gitti, hele o kırmızı ışık yok mu kırmızı, o işte adamı şekle sokan zaten...

İlk olarak yıkanmış filmleri, alttan ışık veren masa gibi biyere koyup mercekle bakıyorsunuz(yandaki gibi ama ben onu size göstermek için evde masa lambasına koyup çektim), istediğiniz negatifi seçip baskı yapabilir veya hepsinden kontak alabilirsiniz. Fazla zaman olmadığı için bikaç fotoğraf üzerinde farklı kontrastlarla baskı yaptım. Seçtiğiniz negatifi agrandizör e yerleştirip istenilen ebatta kağıt yerleştirip netlik ayarı yapıyorsun ilk olarak, kağıda negatif, kırmızı bi ışıkla vuruyor, burdan sonrası işte sana kalmış, hani photoshop da bilimum ayar yapıosun ya, işte tüm bu işlemleri agrandizör de hallediyorsun. netlik ayarını yapıp, demo olarak bi parça kağıt koyup farklı baskı sürelerindeki farklı kontrastları gözlemliyorsun, önce bu demoyu banyo edip istenilen kontrastta baskıya geçiyorsun daha sonra.(fotoğraftakiler demo baskılar, belki belli olur diye koydum)

Tabi bi yandan da 4 tane tekne var hazırda, ilki geliştirici denen ILFORD un bi kimyasalını kullanıyoruz, daha sonra asite batırıp hypo ya daldırıyoruz, ilk kimyasal içerisinde fotoğrafta görüntü oluşmaya başlıyor yaklaşık 1,5 - 2 dakikada, sonra da diğerine daldırarak bunu sabitleştirmiş oluyoruz. en son da suya koyuyoruz. sabitleştirmeden ışık açmak yok, yoksa aynen mortingen şıtrayze durumu oluyor, ışık açmıyoruz dediğim de kırmızı ışık işte. Neden kırmızı ışık diye sorarsanız; kırmızı ışık dalga boyu en düşük olan ışık ve bu da fotoğrafın baskı sürecinde bi yan etki oluşturmuyor.

Demo da istediğimiz kontrastı beğenip, ne kadar argandizör de baskı yapıcağımızı belirlemiş oluyoruz. Böylece son baskıda kullanıcağımız kağıdı alıp basıyoruz. Argandizörle baskı yapılan kağıtta geliştiriciye konmadan hiç birşey belli değil tabi, tüm olayı geliştiricideki kimyasallar yapıyor. teknelerde sırayla bekletip en son da mandalla asıyorsunuz kuruması için, gerçi biz mandalla asmadık içimde kaldı bak :P, duvara yapıştırdık, düşmüyolar, ööle beni bekliolar yarına kadar.(yandaki foto tam olarak bütün fotoğraf değil, demo için belirli bir bölgeye küçük bi fotoğraf kağıdını koyup 4 5 sefer farklı sürelerle baskı yapıyoruz)
(negatifler yaklaşık 2 sene öncenin filmi çıktı, beklenmedik kareler de yok değil hani :( )

Bir sonraki karanlık oda yazısında görüşmek üzere...(araya başka yazılar yazcam onları da okuyun yaa, zaten yorum morum bırakmıyo kimse artık, hayır giren mi yok dicem, o da değil, analytics de babalar gibi tavan yapmış günler var :)

Bi gün benim olacaksın!!!

Çok istiyorum, evet koydum kafaya alıcam. Her ne kadar bizimkiler çok laf edicek olsa da alıcam ben. Hayallerini kurmaya bile başladım, iş görüşmem var bi şirketle, önümüzdeki hafta kesinleşecek. Haftada 3 gün çalışmaya başlamam an meselesi, eğer ki bi kesinleşsin, seni almayan ne olsun Dragstar...

Ebru

Evet buna da el attım, sanatın her dalında ak dondan çıkar gibi çıkıyorum belkide ama denemek lazım değil mi?...
Eski ev arkadaşım Mustafa bu konuda baya bi deneyimli sayılır. Kendisi geçen haftalarda ısrarlarıma dayanamayıp soktu beni de ebru alemine. Meşakkatli iş ama, ha diince kara kalem gibi oturup yapılmıyo, kıl, yün tüy, bissürü şey var, at kılı, öküz ödü falan filan , tekne ayarları, akışkanlık, boyaların viskozitesi falan, bilmek gerek tabi hepsini, ayarı, kıvamı var.

Boyalar, çoğunlukla toz halinde alınıp öd, su, bikaç bişi daha katılıp hazırlanıyor. tekne ye de bilimum bişiler konuyo ama aklımda tutamadım. Öd çok fena kokan bişi, eline falan bulaştı mı çıkmak da bilmiyor. Fırçalar at kılından, büyüklü küçüklü biçok çeşidi var...

Herşey hazırken yapması zevkli tabi, ebru da yeni bi sanat akımı başlatmam an meselesidir :) lale, karanfil nereye kadar deme? Ben daha post modern çalışıyorum :P, ilk olarak adımın üstüne Casper çizmeyle başladım, imgelemsi bi devinim oluşturma peşindeyim. Ebru ya yeni bir bakış açısı getirdiğime Mustafa' da hem fikir sanırım :)

ilk denemede bu çıktı, buyrun bakalım...

Qualche Volta

Bazen hayallere çok dalıp gidiyorum, kendimi sık sık sahibinden.com da araba ilanlarına bakarken buluyorum, nolcak benim sonum, hiç bilmiyorum...

Akıllı olmakla zeki olmayı karıştıran bünyelere söylüyorum. Zeki adam seviyorum ben, biraz çakal, biraz tilki, az da piç olsun. Samanlıkta iğne aramasın, tüm samanları yaksın öyle bulsun...

o değil de, Bu kız insansa, ben hayvanım yaa...>>>
(Alessandra Ambrosio)

Karanlık Oda

Yaklaşık 3 yıl önce fotoğraf çekimlerimi analog makinayla yapıyordum, o zamanlar amatörün de amatörüydük tabi, geçenlerde evi taşırken elime banyo yapılmamış eski filmler geçti, sonra da soluğu karanlık oda da aldım. Bugün siyah beyaz filmlerden bir tanesini banyo yaptım, işi pek bilmiyorum ben, öğrendim, karanlıkta kaldım, odalarda ışıksızdım anlıycanız. Şimdilik çok keyifli bir uğraş gibi duruyo, zaten biliyorsunuz seviyorum fotoğrafçılığı, bide işin mutfağına inmek beni mutlu etti. Vakit alan bir uğraş, acemilik de olunca işin içinde tabi yaklaşık 2 saatte banyoyu yaptık daha, dolaba astık, ilerleyen günlerde baskı yapıcam, belki tarayıp buraya da koyarım bir tanesini ama içinden tam olarak neler çıkacağını kestiremiyorum. Aceleyle üstünkörü baktım biraz ama kurusun bakalım bi ne var ne yok!

(fotoğraftaki ben değilim, sadece odayı göstermek için koydum)

Haftasonu Sapanca

Uzun aradan sonra tekrar merhaba, bu uzun aralar okuyucu kitlemin azalmasına sebeb olduğunun farkındayım ama canım istemedi 1 aydır yazmak.

Şimdi şurdan başlıyım; benim eski ev arkadaşım da benden sonra Beşiktaş' a taşındı(Bu arada ben geçen ay Beşiktaş' a taşındım, sööledimmiydiii), nakliyeye para vereceğine gel bi araba kiralayalım senin eşyaları taşıyalım, üstüne bide gezeriz dedik, kaktık araba kiraladık, sabahtan evi taşıdık, sonra mangalı alıp Sapanca' ya koştuk...



bu arada bu şekil de de hiç araba kullanmamıştım, gidene kadar Mustafa' yla sadece birbirimizi duyduk, göremedik :)
(yatağı da Sapanca' ya götürmedik :), beşiktaşa kadar sadece) :)>>


Sapanca, Maşukiye, Kartepe... 1,5 saatin ardından vardık Sapanca' ya, biraz keşif yaptıktan sonra kimsenin olmadığı(zaten heryer boş) bi minnacık şelalenin yanına konuşlanıp, ver ettik mangalı :)) çok keyifli oldu, temiz hava bol oksiyen, bi datlu geldi mangal ayıptır söylemesi, parnaklarımızı yedik. Her ne kadar yağmur çiselese de, ben buraya kadar geldim o mangalı yapmadan dönmem arkadaş dedik, yumulduk. Konuşlandığımız yer baya baya bi yüksekti, bide sis bastırdı falan bulut seviyesine çıktığımızı zannettik bi ara :)
Çayları yudumlayıp, pipoyu dumanlandırırken köy kahvesinde 95 yaşındaki amcayla muhabbete daldık, kendisi eski pehlivanmış, 50 sinde eşini kaybetmiş 45 senedir dipçik gibi yani, dedim amca karı olsa zaten yaşamazdın bu yaşa kadar :) doğru diyo. bide kaşla göz arasında bizim çay paralarını da ödedi, çok sevdik kendisini, bidahaki sefere gene uğrayalım dedik dönüş yolunda, arkadaş dedi;
-olm lan biz gelene kadar ölür lan adam,
dedim;
-olm 95 sene dayanmış 3 ay daha dayanamıcak mı?
Sapanca gölünde de deniz bisikletine binip, göbek attık. Videoları da var da ayıp olur artık onları koymıcam. çok keyifli bir gün geçti. Sapanca' yı beğendik, Toyota işe alırsa yerleşedebilirim yani...

Bazen yazamıyorum

2 gündür bu saatlerde(2.30) bişiler yazmak, söylemek istiyorum ama yarıya gelip siliyorum hep. Bazen yazamıyorum işte, bazen içimden geliyor yazamıyorum, bazen de içime bişi gelmiyor...

Bunu da silmeden yollıyım yoksa elim backspace tuşuna gidiyo...
Bu aralar benden pek bişi yok, İzmir' e gidip geliyim, belki normale dönerim...
Hoşçakalın

Fuori Servizio!!!

Fuori Servizio--Out of order--Servis dışı
Servis dışıyım bi süre, dua edin işler yoluna girsin...

Ortaya karışık

Facebook da habire yok kediymiş, yok kuşmuş, börtüymüş böcekmiş, aman da ne minnoşmuş videoları gönderenlerden tiksiniyorum, bu ne lan hiç bi görmediniz iti köpeği yolda, bayırda...

Coldplay'in Viva La Vida albümü, bana İtalya' yı hatırlatıyo, özellikle de tren yolculuklarını, bazı sevdiğim(veya sevmediğim) şarkılar bana ilk dinlediğim yeri anımsatıyo, bazen mutlu oluyorum bazen çok pis koyabiliyo, sanırım bu herkeste oluyo :))

Kalite takıntım var, evet var, ha bunu bugün bidaha anladım ki iyiki var. Ucuz alcak kadar zengin değilim demiş ya İngilizin biri(kim bilmiyom, İngiliz olduğundan da şüpheliyim, bi adam de geç o zaman ne gevelion deme), hah işte aynen öyle. Mükemmeliyetçilik takıntım da var, bunu da herkese bas bas bağırmak istiyorum, ki zaten beni 1 hafta tanısanız annarsınız, çok da bağırmaya gerek yok. Bişi alcaksam ya en iyisi olcak, yada hiç olmıcak, hayat felsefem bu arkadaş :) Bu herşey için geçerli değil aslında(marka takıntım yok tikicanlar gibi) ama kaliteli olan şeyi araştırıp bulurum ben sonunda. ha bide bişi mi alıcam, benim için önemli bişiyse bokunu çıkarana kadar araştırırım ben onu. ondan sonra iğne deliğinde olsa bulur alırım. önemsemediğim şeyde de hiç bakmam, ne olursa fark etmez.
ha bu nerden geldi aklıma? Param yok diye IKEA nın en boktan sandalyesini aldım3 5 ay önce, bel fıtığı olmam yakındır. Kırılmaz dediler, ertesi günü kırdım, oturuyoz bi şekilde ama kim kimin üstünde acaba?

Aynı anda bikaç kitap okuyorum bu aralar, biri Aşk ve Gurur, yannız ne hikmetse o kitabı evde okuyamıyorum, o otobüs kitabı oldu bana, otobüsten başka yerde açasım gelmio, ne iştir annamadım. otobüs kitabı diye bi tür var yahu, mesela Neitzche' yi de otobüste okumaya imkan yok, metreküpe 3 gr oksijen düşen yerde, beyninin nirvanaya ulaşmasını beklersen, çok beklersin...

tuvalette Penguen yoksa giresim gelmio, zaman geçmio orda :)

Kıssadan Hisse

Yavaş yavaş Malzeme Mühendisi olduğunu tüm damarlarında hisseden ben, artık yolda dağa taşa, ağaca bayıra, börtü böceğe dalıp yürüyemez, evde yemek yapamaz oldum lan. Tavada yumurta kırarken bile şimdi bu teflon politetraflor etilen olduğu için yüksek sıcaklıkta zararlı flor gazı çıkardığı için, yok efenim şöyleydi, yok PVC pencere güneş ışığında şöyle zararlı , ayağım burkulur, şimdi bu Voigth Kelvin modellemesine göre ayak bileği sadece basma kuvvetine maruz kalır, eğme direnci olmadığı için ayağım burkulmuş olması lazım gibi bilimum şeye kafa yormaktayım. Dünyaya bakışınız değişiyo iyi tamam da, bi yere kadar be arkadaş, hayatım derslerden ibaret, çok mu etkisinde kalıorum annamadım ama iyi mi kötü mü bilemedim. Galiba ben mühendis oluyorum :)

Bugün derste hoca güzel bişi anlattı, size de anlatıyım da yarım kalmasın :)
Trenlerlerin tekerlekleri çelikden yapılır, durdurmak için kullanılan kampana(tekere baskı yapan araç) ise eskiden dökme demir malzemeden yapılmaktaymış, biz TCDD yi kurduğumuzdan 2000 yılına kadar bunu kullanmışız. Bu balataların ömrü sadece 3 gün, 3 günde eriyo yani :), özel dökümhane harıl harıl demir döküyo, işciler akşam mesaiye kalıp balata değiştiriyo, herkes işinden memnun, vatana millete ne kadar hayırlı iş yapıyoz düşüncesinde. neyse 2000 yılında Avrupa Birliğne uyum yasaları falan derken AB demiş: biz sizin trenleri almayız içeri,-niye falan?, -demişler sizin trenler hala kıvılcım çıkarıyo dururken, bunun üzerine araştırıyorlar ki Avrupa 1940 yılından beri kompozit balataya geçmiş. Apar topar bizimkilerde ona geçiyo ve balatanın ömrü 3 ay, şimdi bu duruma güler misin ağlar mısın? 60 sene geriden geliyoruz işte, hayırlı olsun...

Sigaraya zam mı gelmiş nolmuş?

Deli dolu ampülüm yılbaşı ertesinde millete çaktırmadan kazığı soktu gene, dünyanın en pahalı benzinini artık daha da pahalıya alıyoruz, tüp artık 50 milyondan daha fazla, sigara desen 7 lira oldu. Philip Morris gene ilk uygulayan oldu, artık Marlboro 7 lira. International Tobacco daha neyi bekliyosa zam yapmadı ama 1 2 güne kalmaz yapıcak. Çakal bakkallar sadece Philip Morris' in sigaralarını satıyo, girdiğim tüm bakkalar zulalamış diğerlerini. aklı sıra büyük vurgunu yapıcak 2 gün sonra. biri pek iyi saklayamamış, soruyorum Camel var mı? yok abi dio. e diyorum orda görüyom ben var işte, o şimdi zor yerde alamam dio, o diyo Camel değil, hangisi şu mu falan... vay çakal dedim yaa beni yiyyo, zorla aldım bi tane, başka zaman minarenin tepesinde olsa indirir köftehor, şimdi yok diyo.
Tansaş da içten içe bi çakallık peşinde, kartonları zulalamışlar aynı bakkal hesabı. Kasaların birinde gördüm yapıştım hemen, Camel var mı? var, kaç tane istiyosunuz? ne kadar var, ver hepsini dedim. kız gülüyo, daha zamlanmadı heralde dio, lan dicektim zamlansa manyakmıyım ben kartonla alıyım. Şu an için idarelik bi zulam var, yettiği yere kadar artık...
Bi yandan ii oldu lan, az içeriz artık :D

Son zamanların en güzel blog yazısı!!!

Çok beğendim, Tuğba' nın blog undan bi bukle...

Bilemedim

bildiğim,
özlediğim.
bildiğim,
beklediğim.
bekledigim,
gelmeyecek.
geleni,
bilmeyeceğim.
bilmediğimi,
sevmeyeceğim.
sevmediğimi,
bilebilirim.
bilebildiğim,
hiçbir şey bilmediğim.


ayrıca all right reserved dir, yanlış anlaşılmasın :) Tuğba ©

Eyşan gibi karın olacağına Ramiz gibi dayın olsun

Yazıya başlarken, başlık kısmında çok düşünür oldum, hala bulamadım ya du bakalım. Size neden bahsetmemi istesiniz? ne anlatıyım? kendimden bahsediyim mi?(sanki bi senedir başka bişi yapıyomuşum gibi :) )
Sınavlar geldi çattı gene, artık bi alışma durumu var tabi 5. senenin sonunda olmaktan mütevellit, giren çıkan belli değil hesabı biraz da, hani ya bi dersim kalırda okul uzarsa diye bi göt korkusunu hergün yaşamıyor değilim ama, alışıyoruz işte yaşamaya be. 22 sindeyim yeni alışıyorum işte :)
kısa kısa notlar alıyorum bazen buraya yazmak için, sonra onlar uzun uzun notlar olmayınca yazılmıyo pek buraya. parçaları bi bütün yapamadım daha, ne zaman yaparım bilmem...
parçalar parça olarak kalsın daha, bir ikisini yazıyım hatta. kimi buna "mim" diyo, her blog da görüyorum yok şunun mimi yok bunun mimi, o ne lan fifi der gibi dedim ekşiden okudum neymiş, ahanda tam olarak buymuş. ama ben sevmedim o kelimeyi. Bunlar benim kısa notlarım...

Geçen gün ders çalışırken rastladım; environmental engineering

Çevre mühendisliği bana göre biraz kolpa sayılabilecek bi mühendislik olmasına rağmen ne ağız dolduran bi söylenişi var ingilizce de yahu... environmental engineering. hhööööyyyyttt
dedirtir karşıdaki adama

ha bi de bi film var eskilerden;

Herşey çok güzel olacak İzleyin, izlediyseniz bidaha izleyin :)

son olarak bide benim öküzlüğüm var ki;

Korkudan altımıza sıçarak girdiğimiz bi derste(şimdi burda ders ve hoca adı veremioyorum, adam günlük takip ediyo int. den kim ne yazmış hakkımda diye, mezun etmez valla öyle bi adam) bir desliğine asistan girdi, bu asistanlarda bi acelecilik var saniyede 432498324 kelime çıkabiliyo ağızlarından, soru yazıyoruz ama herkes bi kelimeyi yakalayabiliyo, sonra onları birleştirip soru haline getirip çözüyoruz biz bilare. neyse bir oldu, iki oldu, üçüncüsünde tak etti, herkesin sustuğu bi an(ki hep ööle olur zaten, alem içinde göt olasın diye) "HOCAM OLMUYO ARTIKK YAAA" derseniz, pek iyi etmessiniz. Allah'ın sevgili kulyum ki asistan, hoca kadar psikopat değil. ne dedi sizce? "peki hocana söylersin beni bidaha yollamaz". mammamiaaaaaa diyoruz bütün sınıf olarak, gülüp eğlenip dağılıyoruz, işte bu kadar.

ha bide EZEL var artık,

çohoşşşş nan, çoohooşş
darma duman etti beni,
o değil de 6. bölüme geldim açık arıyorum, tek tük bir iki şey dışında bişi bulamadım, yok artık lebrown james durumu olmadı değil hani. o tek tük bir iki şeyi de bi ara yazıyım da eksisozluk havası olsun :D



şimdi geldik yazıya başlık kısmınaaaaa, dön bak bakalım şimdi...

Kırılmadan gidesice jack

Çok çektirdi bu jacklar bana son günlerdir, lehim yaptım çarpıldım, kestim biçtim tamir ettim gene olmadı, en sonunda amfinin içine kırıldı, kırılmadan gidesice. Oturdum amfiyi söktüm, çıkardım, amfiyi topladım uuraştırdı şerefsiz. ha şimdi bundan size ne? olur da benim müthiş google yönlendirmeli okuyucularım Marshall MG 30DFX amfinin içi nasıl diye merak ederlerse ahanda görsünler diye. Kıyamaz kimse onu sökmeye :))

Sinan hakkında bilmedikleriniz #6

Can sıkıntısında 2 sene önce, saçına balyaj yaptığını...

Blog Arşivi

Il Giornale - non ufficiale